Zekeriya Karakaş ile içten ropörtaj!
28 Kasım 2011, Pazartesi 00:40
Diyarbakır'ın ekranlarda ki sevilen yüzü Zekeriya Karakaş ile yapılan enfes ropörtaj..
diyarhaber.org :
KLASİK BİR SORU İLE BAŞLAYALIM
ZEKERİYA KARAKAŞ KİMDİR?
Zekeriya KARAKAŞ : 1977 de Diyarbakır’ın Eğil
ilçesine bağlı Oyalı Köyünde doğdum. Biz buraya Talanbiya deriz Zazacada.
Talan olmuş anlamına gelir. Tam olarak hangi gün doğduğumu bilmiyorum.
Anneme sorduğumda Vallahi oğlum soğuktu, kar insanın boyunu geçiyordu,
kurtlar yabanda yiyecek bir şey bulamadığı için köyün içine kadar
geliyorlardı.He tamam anamda. O zaman ne zamandır kurban olduğum. Vallahi
yalan olmasın çillenin yirmisi der de başka şey demez. Çünkü diyemez benim
garip anam. Sistemin başarısı diyelim. Bir çoğumuzun annesi bizi ne zaman
doğurduğunu bilmediği gibi benim annem de okuma yazma bilmediği için ne
zaman doğduğumu tam olarak bilmiyor. Eski takvime göre hatırlayabildiği ve
yapabildiği hesabı kabaca yapmaya çalışıyor. Aslında onların takvimi, hesabı
hepimizden sağlamdır ama işte gel gelelim ki sayıların ve rakamların dilini
bilmiyorlar. Benim içimdeki en büyük yaralardan biridir. Annemin ona
yazdığım şiirleri okuyamaması. Bir insanın en basitinden kitap okumayı bir
yana bırakın, kendi ismini bile yazamaması ve okuyamaması çok acı bir
şeydir. Onun anladığı dilden pek filmim olmadığı için sadece bir fotoğrafa
bakar gibi bakıyor işte oynadıklarıma. Ama bir yandan da beni teselli eden
bir yanı var. Annemi teknoloji kirletemedi. En büyük karı da bu olsa gerek.
Dudakları boyayla kirlenmedi. O dudaklar haram bilmedi. Gözleri mahrem
izlemedi. Neyse bu hususta içim dolu ya... Uzun lafın kısası her Diyarbakır
evladı gibi Diyarbakır´a doyamayanlardanım desem kafi gelir sanırın..
ORG : TİYATROYA BAŞLAMA HİKAYENİZİ
ANLATIRMISINIZ?(Ve tiyatro özgeçmişinizi..)TİYATRO HAYATINIZ NE KATTI??
(eminim ki anlatacağınız çok şey vardır?)
Z.K : Aslında anlatacağım çok şey var ama uzun olacağından
okurlarımız sıkılabilir diye kısaca anlatacağım. Diğer sanatçı
arkadaşlarım gibi çocuk yaşlarda sahneni tozunu yutmasam da (!) çocuk
yaşta gönül verdim bu mesleğe. tabii çocukluğum köyde geçtiği için
imkansız bir şeydi bu o zamanlar. sadece bir hayalden ibaretti. Ama 1992
den itibaren Diyarbakır´da yerel radyo ve televizyonların kurulmasıyla
birlikte bu düşlerimi gerçekleştireceğime inandım. Zaten o dönemler
liseyi okumak için şehre yerleşmiştim. İlk olarak 1994 yılında
Diyarbakır Bağ Radyo ve Tv´de çeşitli departmanlarda çalışmaya başladım.
O dönemler ağırlıkta teknik bölümde çalışıyordum. Ana kumada, montaj
radyoda kumanda masası vs. Sonra birlikte çalıştığım arkadaşlarım benim
sanata olan ilgimi bildikleri için bana kısa, kısa skçeler çekmeye
başladılar. ben o zamanlar 16- 17 yaşlarında olduğumdan gerek
utangaçlığımdan ve gerekse de heyecandan kaçıyordum. Arkadaşlarım beni
zorla kameranın karşısına geçiriyorlardı. Bir kaç skçe yayınladıktan ve
sokakta halkın ilgisini görmeye başladıktan sonra cesaretim arttı ve
televizyonda canlı müzik programlarında da yer almaya başladım. aralarda
kendimce espriler yapıp konuklara takılıyordum. ama dediğim gibi o
dönemler esas branşım teknik bölümdü. bir kaç yıl sadece teknikle
uğraştım. Sonra Diyarbakır Söz Tv´de Sait Coşkun ve Mehmet Musaoğlu,
benim kader arkadaşlarım Çakıl köy tv diye bir diz çekmeye başladılar.
Diyarbakır halkı tarafından müthiş bir ilgi gördü bu dizi. Öyle ki bu
dizinin ünü Diyarbakır´ı aştı. Bir çok ulusal tv de ana haber
bültenlerinde yayınlanmaya başlandı. En büyük hayranları da bendim. Aynı
camiadaydık ama uzaktan merhabalşıyorduk sadece o dönemler. Benim
çocukluktan kalma bir şey olsa gerek her sonbahar hayattan kopar farklı
bir alemde yaşarım. Artık bu bir rahatsızlık mı? Yoksa başka bir şey mi?
Bir isim koyamadım. Yine o dönemlerimdi ve ben yaptığım işlerden
bunalmış televizyondan ayrılmaya karar vermiştim. Tabii Bağ Tv´den sonra
bir kaç tv de daha çalıştım o dönemler sırasıyla Art ve Can Tv. O
sıralar şimdiki adıyla Tv 21 dönemin Kanal 21´inde benim gibi teknik
departmanda çalışan diyarhaber.org yazarlarımızdan değerli
arkadaşım, dostum Yılmaz Bay´ın düğün gecesinde Sait Coşkun´la bir araya
geldik ve koyu bir sohbete başladık. Hemen o gece bana bizimle çalışmak
ister misin? Diye güzel bir teklifte bulundu ve ben de tereddüt etmeden
kabul ettim. O gece birlikte sabahlayıp Söz tv´nin servis aracıyla
tlevizyona gittik ve yönetici arkaşdalarla konuşup aynı gün işe
başladım. İşe başlamam bir hafta olmuştu ki İstabul´daki ulusal
kanallardan Çakıl köyü orada yapmak için teklifler aldık ve ekipçe hep
beraber İstanbul´a gittik. Bir kaç kanal birden bizi istiyordu. Tabii
ben hala Çakıl köy´ün tek karesinde oynamış değilim o dönemler. En
sonunda dönemin TGRT´siyle prensipte anlaştık. Ama bizim İstanbul
piyasasına yabancı oluşumuz ve iyi bir vitrinimizin olmaması biraz da iç
çekişmelerden dolayı hiç bir sonuca varamadan ana toprağına yani
Diyarbakır´a geri döndük ve tekrar Söz Tv´de çekimlere başladık. Ekip
bayağı kalabalıktı o zamanlar. Ama biz yola sadece üç, beş arkadaşa
olarak devam ettik. Diğer arkadaşlarımızn da Çakıl köy Tv´ de emekleri
çoktur kenilerini de buradan anmadan geçmek istemiyorum. Vefasızlık kötü
bir şeydir. Mehdi Tanaman, Özcan Yağmahan, Volkan soyadını şimdi
hatırlayamıyorum beni bağışlasın Rahmetli ağabeyimiz Savaş Dönmez vs.
Sait Coşkun, Mehmet Musaoğlu ve ben çekirdek kadroyu oluşturarak yeniden
işe koyulduk. Bu 2000 yılına kadar devam etti. Artık Diyarbakır halkı
bizi daha büyük kanallarda görmek istediklerini söylemeye başladı ve biz
de tekrar yaptığımız bazı skeçleri İstanbul´daki ulusal Tv kanallarına
göndermeye başladık. Çaklı köy tv tekrar Diyarbakır dışında gündeme
gelmeye başladı ve biz de artık biraz pişmiştik. Çünkü bir kaç İstanbul
maceramız olmuştu ve işi az da olsa öğrenmiştik. Ama İstanbul´da
çevremiz yoktu. Hülya Avşar Show, başta olmak üzre o dönem yayında olan
tüm show programlarına konuk olarak çağrıldık ve bunun neticesinde
Mardin´de çekilen Beşik Kertmesi adlı diziden oyunculuk teklifi aldık ve
böylece ilk profesyonel dizi maceramız başlamış oldu. Dizi bittikten
sonra bir yıl kadar tekrar Diyarbakır´da Çakıl köyü çekmeye devam ettik.
Ben aralarda sürekli İstanbul´a kaçıyordum. Hatta o kaçış mecarelarımın
birinde "Seven belli değil" diye bir kaset bile yapmıştım. Neyse fazla
başınızı ağırtmadan Sait arkadaşımla 2002 de Petek Dinçöz, Hakan Ural,
Kenan Kalav ve Nurseli İdizin başrollerini paylaştığı "Bir yıldız
tutuldu" adlı dizi için teklif aldık ve tekrar İstanbul´un yolunu
tuttuk. bu diz de sadece bir sezon sürünce bize tekrar Diyarbakır´ın
yolu gözüktü. Ama ben arkadaşlarımın aksine nita edip İstanbul´da
kalmaya karar verdim ve çok geçmeden Reyting Hamdi´ de oyuncu olarak
çalışmaya başladım ve o gün bu gündür İstanbul´da oyunculuk yapmaya
devam ediyorum. Tabii kendimi yetersiz bulduğum için burada oyunculuk
dersleri aldım ve halen iki yıldır İstanbul Devlet Tiyatrosunda ve
çeşitli özel tiyatrolarda oyunculuk yapmaya devam ediyorum.
ORG: EĞİTİM DURUMUNUZ NEDİR?
Z.K : Şu anda Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk
bölümünde ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi
bölümünde okuyorum.
ORG : MESLEĞİNİZDE D.BAKIR´ LI OLMANIN ZORLUKLARINI
YAŞADINIZ MI?
Z.K : Yaşadım ama bu bölgecilik anlamında değil.Diyarbakır´lı
oluşumun getirdiği bazı dezavantajlar vardı. Bunlardan en önemlisi
diksiyonumum bozuk olmasıydı. Her rolde oynayamıyordum. Sadece Güneydoğu
hikayelerinde beni oynatıyorlardı. Sonradan oyunculuk ve diksiyon
dersleri alarak bunu telafi etmeye çalıştım. Şimdi çok mu düzgün Türkçe
konuşuyorum. Tabii ki hayır. Ama yetecek kadar düzelttim. Çünkü belirli
bir yaştan sonra insanın alışkanlılarından vaz geçmesi çok zor oluyor.
Yani 20- 30 yıl bir lehçeyi konuşmuşsun ondan sıyrılıp başka bir lehçe
konuşmak zor oluyor. Bunun için aylarca evden ve tiyatrodan çıkmadan
oyuncu arkadaşlarımdan ve hocalarımdan yardım alarak düzeltmeye
çalıştım. Bir diğer zorluğu ise, burada bir çevremin olmayışıydı. Ama
şimdi çok şükür iyi bir çevreye sahibim. İyi ilişkilerim var. Kalacak
yer sorunu evsizlik, nereye gideceğini bilememe, maddi sıkıntılar vs.
Onun dışında sınıfsal bir zorluk yaşadım dersem buradaki arkadaşlarıma
haksızlık etmiş olurum.
ORG : SAHNEDE İKEN SÖYLEYECEKLERİNİZİ UNUTTUĞUNUZ OLUYOR
MU?O ANDA NASIL KURTARIYORSUNUZ DURUMU?
Z.K : Oluyor tabii ki. Biz de etten kemikteniz nihayetinde. Ama biz
işimizi profesyonelce yaptığımız için durumu kurtarıyoruz.
ORG : UNUTAMADIĞINIZ BİR OYUN?
Z.K : Oynadığım tüm oyunları unutamıyorum. Çünkü hepsinin hayatımda
ayrı bir yeri, önemi var. Her biri bana ayrı bir zenginlik kattı. Ama Benim
için en önemli deneyim Tiyatro oyunevin´de oynadığımız İspanyol yazar
Federico Garcia Lorca´nın yazdığı ve Mahir Günşiray´ın yönettiği "Zamanın
efsanesi" Diğer adıyla "Beş yıl geçince" ve İstanbul Devlet Tiyatrosunda
Şakir Gürzumar´ın sahneye koyduğu ve Friedrich Dürenmatt´n yazdığı "Uyarca"
adlı oyunlar oldu. Çok önemli oyuncu ve yönetmenlerler çalıştım bu
projelerde. Ve buda bana çok şeyler kattı.
ORG : HER ROLÜ OYNAR MISINIZ?
Z.K : Oynarım ama bir şartla. Hiç bir dile, dine, ırka ve kişiye
hakaret içermeyen oyunlarda. Benim için etik değerler herşeyin üstündedir.
Onun dışında rol ayırımı yapmam. Acılı bir babayı da oynadım, eşcinsel
birini de, bir mahkumu da, dağ başında bir çobanı da, sapığı da, soytarıyı
da, iyi yürekli bir adamı da. Sonuçta bunların hepsi yaşamın içinde var olan
şeyler. Biz oyuncuların işi de bunları en iyi şekilde oynamak. Bu demek
değildir gerçek hayatta da oynadığımız rollerle aynı şekilde yaşıyoruz.
Canlandırdığımız karakteri oyun bitince kapanan perdenin arkasında bırakıp
kendi karakterimizle hayata karışıyoruz.
ORG : TÜRKİYEDE HALDUN DORMEN,HALUK BİLGİNER,YILDIZ VE
DAHA İSMİNİ SAYAMADIĞIMIZ BİR ÇOK TİYATROCU VAR!SİZİN KENDİNİZE ÖRNEK
ALDIĞINIZ BİR İSİM VAR MI?VEYA AYNI SAHNEYİ PAYLAŞMAK İSTEDİĞİNİZ?
Z.K : Saydığınız isimlerin hepsi de çok önemli isimler ama
benim örnek aldığım her hangi bir oyuncu yok. Çünkü ben Zekeriya
Karakaş´ım. İyi veya kötü sadece kendimi yaşarım. Ama beğendiğim,
birlikte sahne almak istediğim bir çok önemli isim var tabii ki.
Bunların başında Dünya´nın en büyük oyuncularından Şener Şen gelir.
Yıldız hocayla aynı sahnede oynamayamasak da, bir dizi filmde birlikte
rol alma şansını buldum. Bu mutluluk verici bir şey. Sonuçta Türk
tiyatrosunda simge olmuş önemli bir ustanın isminin yanında benim de
ismim yazıldı. Güzel duygular bunlar. Bir çok çocukluk kahramanımla
birlikte rol aldım, birlikte ele, ele tutuşarak seyirciyi selamladık ve
şimdi bir çoğuyla iyi dostuz. İnanılmaz şeyler bunlar. Ben maneviyata
çok önem verdiğimden bu tür duyguları yaşamak benim için müthiş bir şey.
ORG :
SİZCE SANATLA SPOR BİRNİRİNE NE KADAR YAKIN?ORTAK GÖRDÜĞÜNÜZ
NOKTALARI VAR MI?
Z.K. :Bence tek yumurta ikizleri kadar yakın. ikiside seyirciye
oynanan şova yönelik dallar. Ne seyircisiz spor ne de tiyatro veya
sinema olur. ikiside de kişisel performansa dayalı. Mesela futbolu ve
tiyatroyu ele alalım. İkisinde de seyircinin karşısına çıkmadan önce
yoğun bir çalışmadan geçersiniz. Birinde günlerce antreman yaparsınız
diğerinde ise prova sonuçta iki terim de aynı anlama geliyor ya.
İkisinde de iyi oyun, kötü oyun, iyi oyuncu, kötü oyuncu, ekibini iyi
hazırlayan iyi hoca veya kötü hoca vardır. Sporcular da, biz oyuncular
da hayatımızı aynı şekilde sürdürüyoruz. Ama ben futbolcuları
kıskanıyorum. Nedenine gelince; Dünyanın hiç bir yerinde bu kadar
seyirciyi bir arada bulamazsınız. Biz en fazla bir kaç yüz kişiye
oynarken, onlar binlerce telvizyonu da hesaba katarsak milyonlarca
seyirciye oynuyorlar. Yani tiyatroya bu ilgi yok. Bir yandan da iyi ki
de yok diyorum. Düşünsenize Szi sahnedesizin ve yüzlerce kişi aynı anda
ıslık çalıp sizi yuhalıyor, küfür ediyor veya tezahüratta bulunuyor.
Korkunç bir şey bu. Şu anki şartlarda böylesi daha iyi bence. Akşam
oyunun bitmiş eve gidiyorsun huzur bulmak için, televizyonu açıyorsun
aman Allah´ım buda ne? Umre vakti çoktan geçmiş koca, koca adamlar sizi
çekiştirip duruyor. Hatta hakarete varacak düzeyde eleştiriyorlar. Yok.
Günümüz şartlarında böylesidaha iyi. Seyircimiz az olsun ama bizi
anlasın yeter. Eleştirilerini veya tebriklerini oyun çıkışında güler
yüzle bizzat yüzümüze karşıyapmaları daha iyi. Ama keşke insanlar
futbola gösterdiği ilgiyi seviyeli bir şekilde sanata da verseler.
Aslında yurdum insanı tiyatroyu çok sever (!) ama nedense bir türlü
vakit bulamaz gitmek için. Her hafta çocuğunu alıp boynuna tuttuğu
takımın kaşkolunu atıp, eline de flamasını alıp gider ama tiyartoya
gitmek için bir türlü vakit bulamaz. Ne diyelim popüler kültür böyle bir
hayvan işte. Her şeyden önce tiyatronun bir alışkanlık haline gelmesi
lazım. Umudum yok ama inşallah düzelir.
ORG : TÜRKİYE´NİN ZENGİN İŞ ADAMI YETİŞTİRME
KONUSUNDA ÖNDE GELEN KENTLERİNDEN BİRİYİZ..PEKİ NEDEN TİYATROYA BU KADAR
AZ YATIRIM VAR?
Z.K : Diyarbakır´lıların meşhur bir sözü vardır ama burada
kullanmam yakışık kalmaz. Ama şöyle izah edeyim. Hani derler ya aklı
sadece şeye çalışıyor :))) Okurlarımız anlamışlardır şimdi. Dediğim gibi
biz toplum olarak özümüzden çok şey kaybettik. Herkes kısa yoldan köşeyi
dönme hesapları yapıyor. Sistem öyle çünkü. 2007 Türkiye´sinde eğer
halkın seçtiği iktidar Türk tiyatro tarihinde çok önemli konuma sahip
AKM´yi ( Atatürk kültür merkezi) ve Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesini
yıkmaya kara verip yerine iş merkezleri inşa etmeyi düşünüyorsa benim
diyecek bir sözüm yoktur. Herkes sanata kendi ideolojisinin çizdiği
zaviyeden bakıyor. Diyarbakır´ı örnekvereyim. Geçmiş yıllarda bir parti
yerel yönetimlerde başa geldi ve şehir tiyatrolarını kapatıp
sanatçıların bir bölümünü zabıta yapıp, diğer bir bölümünü de çöpe
vermesi gibi. Bunun ne gibi bir açıklaması olabilir ki. Ajdar´ların,
Semra Kaynanaların ve daha nicelerinin
ORG : ZEKERİYA KARAKAŞ DİYARBAKIR ´ DA GENÇ
İSİMLERE NE DERECE DESTEK VERİYOR?HERHANGİ BİR OKULU VAR MI YA DA
ÖĞRENCİ YETİŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYOR MU?
Z.K : Şu anki mevcut imkanlarımdan dolayı pek fazla gençlere
destek olduğum söylenemez. Ama bu işe gönül vermiş olan arkadaşlarımıza
yaşadığım deneyimlerden yola çıkarak şimdilik sadece tavsiyelerde
bulunup yol gösterebiliyorum. Okulum yok ama ileride Allah nasip ederse
uzun zamandan beri düşündüğüm bir projem var. Diyarbakır´da küçükte olsa
bir tiyatro kursu açıp buradan genç oyuncular yetiştirip oyunculuk
serfitikası verbilmek. Bu belki tamanlamıyla onlara büyük kapılar açmaya
bilir ama en azından Diyarbakır´da tiyatroya gönül vermiş bir çok genç
arkadaşımız için konservatuvara hazırlık açısından çnemli bir ön çalışma
olur. Çünkü bir çok arkadaşımız ta Diyarbakır´dan kalkıp İstanbul´a veya
farklı illere gidip bir ay kadar kısa bir sürede hazırlık yaparak
oyuncluk sınavlarına giriyor. Bu onlar açısından pek faydalı olmuyor.
Bir çoğu girmek istedikleri okullara iyi derecede hazırlanamadıklarından
dolayı giremiyorlar. Bu alanda yıllarını vermiş bir çok oyuncu
arkadaşımın da birikim ve yardımlarıyla ileride böyle bir okul açmayı
düşünüyorum. Ama şimdilik imkanlarım yok. bu iler bildiğiniz gibi çok
büyük maddi kaynaklarla oluyor.
ORG : GÜNÜMÜZDE SİNEMAYA DAHA ÇOK İLGİ VAR BUNUN
SEBEBİ NEDİR SİZCE?
Z.K : Bunun tek bir sebebi var o da popüler kültür. Günümüzde
sinemalarda ağırlıkta dizi filmlerle tanınmış isimlere yer verildiğinden
ve bunların televizyonlar dahil bir çok yerde reklamı olduğundan
insanların ilgisini çekiyor. kültür sanat adı altında kaç tane
televizyon kanalında kaç tane program var. Biz çocuklarımıza tiyatro
sevigisin aşılıyor muyuz? Ama bir bebek Dünyaya gelmeden annesinin
karnıda bile tuttuğu takım bellidir.. Ya Galatasaraylıdır, ya Fenerli
yada Beşiktaşlı. Bu hep bahsettiğim insanları uyşturmaya çalışan
bilgiden yoksun bırakmaya çalışan sistemin bir parçası. Çünkü insanlar
tiyatoya gidince aydınlanır ve onların salatanatına baş kaldıara bilir.
Ama abidik gubidik filmlerle onları sürü mantığıyla idare etmek işlerine
geliyor. Sinemada bile adaletsizlik söz konusu. Dikkat edin sanatsal
değer taşına hiç bir filmin reklamı yapılmıyor. Destek verilmiyor.
ORG : DİYARBAKIRDA TRİBÜNDE SESSİZ KESİM OLDUĞU
KADAR SİNEMA SALONLARINDA TEZAHÜRAT EDEN KESİMDE MEVCUT ??
Z.K : Vallahi bu sadece Türkiye´ye mahsus bir şey olsa gerek.
Başka bir yerde böyle bir şey olduğunu hiç duymadım. Mizahı bol bir
ülkede yaşıyoruz. Haliyle renkli kişilikler de bol. Böyle renkli
kardeşlerimiz de var oldukça ülkemiz daha nice Aziz Nesin´ler, Nasrettin
Hoca´lar yetiştirir. Bunun tek bir izahı olabilir, kimse nereye
gittiğini ne izlediğini tam anlamıyla bilmiyor aslında. Bilinçsiz bir
topluma sahibiz.
ORG : İNSANLARIMIZ TİYATRO İZLER GİBİ MAÇ
İZLEMEKTE..MAÇ İZLER GİBİDE TİYATRO..BU DENGESİZLİĞİ NEYE BAĞLIYORSUNUZ?
Z.K : Bu sorunu cevabını az evvel verim ya..
ORG : DİYARBAKIR DEDİĞİMİZDE AKLINIZA GELEN ÜÇ
KELİME?
Z.K : Anam, babam, her şeyim.
ORG : FUTBOL OYNAR MISINIZ?OYNUYOR İSENİZ MAÇA VAR
MISINIZ?
Z.K : Oynamaz mıyım. Çok severim futbolu. Oyuncu olmasaydım
futbolcu olmayı isterdim. Şimdi bile izlerken içim geçiyor. Hatta futbol
maceram bile var. Şehire geldiğim ilk yıllarda 1992 senesinde bir yıl
kadar Köy Hizmetleri Ay sporda amatör futbol oynadım. Hocamız "Fehmi
Kalender" gerçekten de soyadı gibi kalender bir adamdı. Bendeki azmi
fark etmiş olacak ki; benimle çok yakından ilgileniyordu. Beni yanına
alıp sürekli şu sözleri tekrarlıyordu.Bak Meheme. Futbol bilindiği gibi
insanın boyunun uzamasına engel değil. Hatta bilinçli çalışılırsa
boyunun uzamasına yardımı bile olur derdi. Bana özel bir idman programı
hazırlamıştı. Ben diğer oyunculardan ayrı çalışıyordum. Yanımda da iki
sporcu arkadaşım vardı. Benim yaptığım idman farklıydı. Barfiks falan
çekiyordum. Ben idman maçlarına dâhil olduğum zaman, maçlarımız Seyran
tepedeki bölge müdürlüğünün sahasında olduğu için bütün işçiler
atölyedeki işlerini bırakıp, hadi gidip Maradona’yı izleyelim
diyorlardı. Onun gibi teknik, kısa ve azıcık da gürbüz olduğum için bana
Maradona diye hitap ediyorlardı. Bir gün Fehmi hocadan okkalı bir fırça
yediğimi hatırlıyorum.Ben çamurlu zeminde bileklerime kumla dolu
ağırlıkları takmış koşuyordum. Hoca beni görünce, Sen ne yapmaya
çalışıyorsun! Biz burada senin boyunun uzaması için çabalıyoruz. Senin
şu yaptığına bak dedi. Bu gün fazladan yirmi barfiks çekeceksin dedi.
Ağır ama faydalı bir cezaydı. Sonra bir gün kulüp yöneticileri beni
yanlarına çağırdılar. Bu takımda artık bana ihtiyaçlarının olmadığını
zaten benim haybeden gelip gittiğimi, onlarda bunca zamandır sırf
gönlümü hoş tutmak için buna müsaade ettiklerini ima ettiler. Ama ben
asıl nedenin bu olmadığını çok iyi biliyordum. Çünkü eniştem de kulüpte
idareciydi ve ben o yıl lise ikinci sınıfta kaldığım için benim sadece
derslerimle ilgilenmem için uzaklaştırılmamı istemişti. Fehmi hocanın
itirazları sonuç vermedi. Zaten birkaç yıl sonra bırakmak zorunda
kalacaktım. On sekiz yaş altı genç takımda oynuyordum ve bir süre sonra
yaşım ilerlediği için A takımına geçmek zorunda kalacaktım. Fiziki
yapımda buna elverişli olmadığından kendime kadroda yer bulamayacaktım.
Şimdi düşünüyorum da bu böylesi daha hayırlı olmuş demek ki. İdmanlara
yetişebilmek için yol parası bulma derdim de ortadan kalmış oldu.
Bulamadığım günler de onlarca kilometre yolu tepmeme gerek kalmadı. Maç
teklifinize gelince büyük bir keyifle. Zaten her Diyarbakır´a gelişmde
değerli dostlarım, diyarhaber.org´un yazarları Osman Akyıl, Zülküf
Yakut ve Diyarbakırspora yıllarca hizmet etmiş Yılmaz Aslan hocamızla
halı sahada sürekli oynarız. En son maçımızda bir gol attım. Şimdi
anlatırsam siz diyeceksiniz ki hadi canım. Dünyada benzer iyok desem
inanın. Eğer inanmıyorsanız Osman Akyıl kardeşimde video görüntüleri var
burada yayınlayın okurlarımızla beraber izleyelim kararı siz verin.
Ayrıca bu güzel teklifiniz için çok teşekkür ederim. Sizinle oynamaktan
onur duyarım..
ORG : ŞUANDA YAZDIĞINIZ BİR EDEBİYAT TÜRÜ VAR
MI?(ROMAN - TİYATRO - ŞİİR)VARSA NE ZAMAN SEVENLERİNİZ İLE BULUŞACAK VE
BİR ŞİİR RİCA EDEBİLİRMİYİZ?
Z.K :Geçen ay Diyarbakır´a gelişimde bayağı kaldım 18 gün kadar.
ilk 10 günü gezdim son haftayı da uzun zamandır yazdığım bir roman
denemem vardı "Palyaçonun güncesi" diye. Finali kalmıştı onu yazıp
bitirdim. Bir de bitimş durumda iki tane şiir kitabım var. Birinin adı
"Yüreğimde ayak izlerim" diğeri de "Mezopotamyanın dilsiz çocukları"
diye. Roman denememi şimdilik yayınlamayı düşünmüyorum. Belki bir kaç
yıl sonra. Çünkü bir seri halinde olacak bu. Öncesinde "İçimdeki palyaço
gülmüyor" adında bir denemem daha var ikisi bir birinin devamı. Onu
bitirmem gerekiyor ve şimdilik kimseyle paylaşmak istemiyorum. Ama çok
yakında şiir kitabım çıkacak inşallah. Film ve tiyatro denemelrim de var
ama tembel olduğumdan bir türlü yazmıyorum. Geride bıraktığımız 2 yıl
içerisinde çok kötü şeyler yaşadım ve hayata yeni, yeni dönüyorum desem
abartmış olmam. Biraz kendime gelmem lazım. Yani zamana ihtiyacım var.
Ama olur da Hakk´a erken kavuşursam tüm arşivim ailemde onlar sizinle
paylaşırlar. Bunların dışında şarkı sözü yazıp, beste de yapıyorum. Şu
anda bir albüm için hazırlık yapıyorum. İnşallah bir aksilik çıkmazsa
bir sürpriz yapabilirim. Yalnız değerli okurlamızında bir ricam olacak.
Önümde iki seçenek var. Biri normal bir kaset, diğeri de komedi. Onlar
hangisini yapmamı talep ederlerse o yönde bir çalışma yapmak istiyorum.
Sizin aracılığınızla değerli hemşehrilerim yorum yaparlarsa beni doğru
karar vermem açısından yönlendirmiş olacaklardır.
Bahardır mevsimi ayrılığın.
Harcında hüzün vardır.
Hüsranla biter sonu.
Ayrılık dolar hecelerine.
Geceler kâbus, geceler yalnızlık.
Bir başına kalırsın acıların gölgesinde.
Gölgesi düşer perçemine.
Küllerini savurur rüzgârlarıyla.
Dem tutar acıların.
İzi silinmez.
Bir hamaylı gibi taşırsın boynunda.
Kokusu tazedir ayrılığın.
Siner karanlık çökünce hayallere.
Düşlerinin ardından düşer durursun.
Yaran kanamaz. İçine akar gözyaşların.
Nergisler güle benzer.
Güller içinde sarı.
Şimşekler çakar gecelerine
Sarılırsın yalnızlığına,
Teselli vermez şarklar.
Bahar konsa da pencerene
Gözlerinden güz kokar.
Nemlidir yanakların.
Hayallerin düşman olur zihnine.
Ket vurmaz acılara.
Bir yorgan olur sarıldığın.
Nem kokar İstanbul havası.
İsterik bir söz kalır geride.
Hoşçakal sevgilim.
ORG : GÜNÜMÜZ GENÇ TİYATROCULARINI NASIL
BULUYORSUNUZ?SİZCE ÜLKEMİZDE TİYATRO HAK ETTİĞİ YERDE Mİ?
Z.K : Çok yetenekli arkadaşlarımız var. Ülkemiz tiyatrosuna
gelince ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Bu şekilde giderse tiyatro diye
bir şey kalmaz. Bir çok özel tiyatro ilgisizlikten kapandı.
ORG : DİYARBAKIRDA EFSANELEŞEN ÇAKILKÖY TV DEN
BASHEDEBİLİRMİYİZ..NE KADAR SÜRDÜ?NEDEN BİTİRDİNİZ?ORADAN GELEN BİR
İSMİNİZ VAR ÇEKLAKUŞ NERDEN GELDİ..HALK SİZİ BU İSİM İLE ANIYOR RAHATSIZ
OLMUYOR MUSUNUZ BU DURUMDAN?
Z.K : Çakıl köy tv Diyarbakır´da dediğiniz gibi gerçekten de bir
efsane oldu. İnşallah bizden başka nice arkadaşlarımız nice Çakıl köy
Tv´ler yaparlar. Çakıl köy Tv tam bir Türkiye. medya patronu otoriter
bir adam. Muhtar fırıldak bir siyaset adamı. Bekçi Sülo gariban ama son
derece dürüst ve saf bir memur vs... Çeklekuş ağa dediğmiz para babası
tiplemesi, tüm zengin adamların tv kanalı kurduğunu ve medyanın da büyük
bir güç olduğunu keşfeder. Amdem ben de bir ağayım neden benim de bir tv
kanalım olmasın der ve köyde bir televizyon kanalı kurar. Tabi köyde,
köylüye yayın yapan bir yayın kuruşulunun haberleri, reklamları, hatta
çekilen diz ve programları da köylüye hitab eder. Çeklekuş ağanın
kurduğu tv´nin de genel yayın yönetmeni Muhtar Cıncık Fettah olunca
curcuna başlar. Çakıl köy yaklaşık bir 10 yıl sürdü. Bitirmedik sadece
çekimlere ara verdik biraz. Ama piyasada yeni çekilmiş vcd´leri mevcut
şu anda. 1 ile 2 ´si çıktı 3 te yakında çıkacak. Çeklekuş isminden asla
rahatsız olmadım. Olsaydım zaten kullanmazdım bu ismi. İsim babası Eski
ağa Dizo Meheme karakterini canlandıran değerli ağabeyimiz Mehdi
Tanaman´dır. Anlamıysa, çok uzun ve zayıf demektir. Yani benim tam
tezatım. Biz o zamanlar bu ismin bu kadar çok sevileceğini tahimn
etmemiştik. Ölyesine bir isimdi sadece. Ama öyle bir hale geldi ki
Çeklekuş ismi Çakıl köy´ün önüne geçti. Bir simge haşne geldi. Bundanda
asla bir rahatsızlık duymadım. İnsanlar hala rahmetli Kemal Sunal´ı
Şaban diye anıyorlar. Yaptığınız bir işin insanların diline düşmesi,
yaptığınız işin halk tarafında beğenilmesi ve sevilmesi anlamındadır.
Tam tersine güzel bir şey. Beni onure ediyor. Bölgemizde bir çok insan
Zekeriya Karakaş dediğinizde tanımaz ama Çeklekuş dediğinizde hemen
tanıyor. Henüz yeni konuşmayı çözmüş küçücük çocuklar bile beni görünce
sevinçten uçuyorlar. Yarım yamalak konuşmalarıyla Çetletus diyorlar.
Allah böyle bir sevgiyi her kuluna nasip etmez. Bu konuda asla mütevazi
davranmıyorum. Şu an Türkiye´de en popüler sanatçı kimse gelsin beraber
bir çocuk kreşine gidelim. Bakalım çocuklar kimi tanıyacak. İnsanların
sevgisini kazanmak Dünyanın en zor işi. Allah bana bunu nasip ettiği
için rahmetinin büyüklüğü kadar şükürler olsun ona. Yolda yürürken hiç
tanımadığım yaşlı anneler, amcalar oğlum sana her namaz kıldığımızda dua
ediyoruz diyorlar. Gözlerim doluyor. Şu an anlatırken bile yüreğim bir
başka oluyor, gözlerim doluyor. Tek sermayem onların hayır duası,
başkada bir şeyin beni kurtaracağını sanmıyorum.
ORG : ÇAKIL KÖY TV NİN VCD LERİDE ÇIKTI..BU VCD LER
DEVAM EDECEK Mİ?
Z.K : Evet devam edecek. 1 ile 2 si piyasada 3 yolda ve daha
devamı da gelecek. Hepsi çekilmiş bitmiş vaziyette bekliyor. 2 birden
güzledi 3 te öncekinden daha güzel. Yalnız bu korsan vcd olayı sektörü
bitirdiği gibi, bizi de bitirdi. Bir sürü masraf. onca emek hırsızların
cebine gidiyor. Bakalım mahşerde nasıl hesap verecekler. Halkımız da bu
konuda duyarlı olursa, biz de onlara daha güzel yapıtlar sunarız. Ama böyle
giderse çok zor. Gider çakmaklara gaz doldurur hayatımızı öyle idame ederiz.
Bu sadece bizim için değil tüm camia için geçerli. Kitap, Kaset, vcd, dvd.
Hepsi aynı. Nice firmalar battı. Korsan 2 ytl ama orijinal 3 ytl aradaki
fark 1 tyl ama ya kalite farkı. Ya çalınan emek.
ORG : KENDİNİZİ ROLÜNÜZE NASIL
HAZIRLIYORSUNUZ?SAHNEDE Kİ OYUNA KENDİNİZİ NASIL ADIYORSUNUZ?
Z.K : Önce canlandıracağım karakteri analiz ediyorum. Bu
adam kimdir? Nasıl bir yapıya sahiptir. Ne iş yapar? Nasıl konuşur?
Nasıl yürür? Hayatın içinde bir çok karakter vardır ve biz onlardan
birini taklit ederiz aslında.
Oyuncu aynı zamanda iyi bir gözlemcidir. Mesela bir futbolcu
farklı yürür, farklı konuşur. Bir doktor farklı konuşur. Yemek yemeleri
bile farklıdır. Bir berberin çevresiyle ilişkisi farklı bir taksi
şoförün farklıdır. Bunları iyi gözlemleyip oynuyoruz. Tabi bizim,
yönetmenin ve senaristinde yorumu vardır. Biz de bir şeyler katarak
oynarız.
ikinci soruya gelince; kendimi tamamıyla role adamıyorum.
Çünkü bu bir oyun ve seyircinin bunu biraz da bilmesi gerekir. Tiyatro
hayatın aynısıdır derler. Bu koca bir yalandır. Aynısı olsa binlerce
yıldır kimse izlemezdi. Çünkü insanlar zaten dışarıda yaşıyorlar bunu.
Neden merak edip izlesinler ki. Hayatın aynısı değil, gibisidir.
Oynadığım her karaktere biraz da Zekeriya´yı katıyorum. Böylece hem ben
oynarken keyif alıyorum, hem de seyirci. Zaten ben keyif almazsam
seyirciye bu duygu geçmez..
ORG : YİNE ÇAKIL KÖY TV DE İKEN EKİP
ARKADAŞLARINIZLA BERABER BİR ÇOK TV VE PROGRAMLARA ÇIKTINIZ NEDEN DEVAMI
GELMEDİ?
Z.K : Bireysel olarak bir şeyler yapmaya başladık bir kaç
yıldır. Mesela ben İstanbul´da yaşıyorum burada tiyatro yapıyorum
arkadaşlarım orada. Ayrı kurumlarda çalışıyorlar. Ama İnşallah en yakın
zamanda tekrar bir araya gelip Diyarbakır adına güzel işler yaparız
ORG : BİR ÇOK DİZİDE ROL ALMASINA RAĞMEN ZEKERİYA
KARAKAŞ NEDEN GÖZ ÖNÜNDE DEĞİL ?
Z.K : Kişisel hırslarım olmadığından olsa gerek. Yani şan,
şöhret gibi bir amacım yok. Sadece sevdiğim işi yapıyorum. Kimsenin
peşinden koşmadığım için de diye bilirim. Beni sevenlerin gözlerindeki
pırıltı bana yetiyor.
Eğer magazin basınından bahsediyorsanız ben uzak duruyorum.
İlk zamanlar sütüme çok düştüler bir iki magazin porgramına da çıktım.
Sonra baktım ki beni malzeme olarak kullanıyorlar. Kimsenin malzemesi
olmak istemiyorum. Fizik durumumu kastederek abi sen iyi bir malzemesin
gel bilmem ne yapalım diyorlar ben de hayır ben malzeme olmak
istemiyorum diyerek red ediyorum. Çıkıp televizyonda özel hayatımı mı
deşifre edeyim. Anamı babamı mı çıkarayım, yoksa yalandan bir kız bulup
a bakın sevgilisyle bilmem ne.Doğru bulmuyorum bu tür şeyleri. Sanatçı
halka örnek olmalı ve yol göstermeli. Özel hayatın ifşa etmekle olmaz.
Zaten ekrana bakın hiç biri gerçek sanatçı değil. Gerçek sanatçı ya
evinde ya da sahnede. Onlar playboy.Bizim manevi değerlerimiz vardır.
Aynaya bakınca kendimden utanmamalıyım
ORG : SOKAKTA YÜRÜRKEN HALKIN SİZE TEPKİSİ NASIL?
Z.K : Halkın ilgisi mükkemmel. Özellikle de Diyarbakır halkının.
Bana hakettiğim değerin fazlasını veriyorlar. Buda beni mahçup ettiği
gibi büyük bir yükün altına sokuyor. Ailelerinden birine nasıl
davranıyorlarsa bana da aynı ilgiyi gösteriyorlar. Buda beni çok
duygulandırıyor. Bu tür duyguları yaşamak lazım. Anlatması çok güç
ORG : BİLDİĞİNİZ GİBİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)
VE MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ´İ AKP´Lİ KÜLTÜR BAKANLIĞI VE
İST.BELEDİYESİNCE YIKILMAK İSTENDİ..BU KONU HAKKINDA Kİ DŞÜNCELERİNİZ?
Z.K : Bu soruya üstte cevap vermiştim.
ORG : TİYATRO VE SİNEMA İLE İLGİLİ PROJELERİNİZ VAR
MI?YENİ YAYIN DÖNEMİNDE SİZİ HANGİ DALDA DAHA FAZLA İZLEYECEĞİZ?
Z.K : Nisan 2008 de başlayacak olan ve 2012 ye kadar sürecek
olan Dünya genelinde 14 ülkeden çeşitli tiyatro guruplarının katılacağı
çok büyük Denizler diye çok büyük bir proje var. denizlere kıyısı olan
tüm ülkelerde oynanacak oyunumuz var. bu benim kariyerim açısından çok
önemli. Türkiyeden de Tiyatro oyun evi olarak katılacağız Fransız bir
tiyatro ile ortak yapım olarak. Avrupa birliğinin gerçkleştireceği bir
proje.
ORG : MAÇLARA NE SIKLIKLA GELİRSİNİZ?
Z.K : Diyarbakır´da olduğum her hafta ve Diyarbakırspor´un
İstanbul´daki hemen, hemen tüm deplasman maçlarına giderim. 4 yaşından
beri Diyarbakırspor´a aşığım. Hatta çocukken arkadaşlarım başka takım
tutyorlar diye onlara küserdim.
ORG : DİYARBAKIRSPOR TRİBÜNLERİNİ NASIL
BULUYORSUNUZ?
Z.K : Grup Birlik, Öz Gençler ve Grup Birlik Maraton harika.
Gerisi tam bir hayal kırıklığı. Ellerinde çekirdek film izler gibi.
Arada bir hakeme yada futbolcuya küfür, iki ıslık yine sessizlik
ORG : DİYARBAKIRSPOR YÖNETİM BOŞLUĞU , HOCA
BULUNAMAMASI İLE FUTBOLCU TRASNFERLERİNDE Kİ YETERSİZLİĞİ İLE YAVAŞ
YAVAŞ KÜÇÜLMEYE DOĞRU GİDİYOR..SANKİ KÜÇÜLÜYORUZ??
Z.K : Ben buna küçülme diyemiyorum. Bitme desem daha gerçekçi
olurum sanırım. Hep birilerinin babasının çiftliği olmuş. Her kes kendi
kişsel çıkarları uğrunda kullanıyor. Geçmiş dönemlerde gerçekten
Diyarbakıra ve takımına gönül vermiş insanlar çıktı ama önlerini
kestiler. Neden? Çünkü rantları gidecek. Tıpkı şu an da Türkiye´de
birilerinin kaos yaratıp o kaostan nemalandığı gibi. Neymiş Türkiye
elden gidiyormuş(?) Acaba! Halbuki Türkiye yıllarca sırtında taşıdığı
bazı asalakların elinden kurtarılacak diye hepsinin dibi tutuşuyor.
Diyeceksiniz ki konuyla ne ilgisi var. İyi analiz edin aynı şey. Gücüm
olsa Diyabakırsporumu zorla da olsa alırım ve kulüple her kesin
ilişkisini keserim. Biraz sert olacak ama bu şart. Bask modeli gibi
kimliğinde Diyarbakır yazmayan tek bir adamı alamam. Elin ıskartalarına
trilyoları verip takım borç batağına sokup kapanma noktasına
getireceğime, Diyarbakırda yüzlerce Messi var. Onlara aylık maaş
bağlarım ve hepsi de kanını son damlasına kadar oynar ve takımı da
şampiyon yapar. Başkada bir çözüm yoktur şimdilik. Geçmişe bakarsanız
Trabzonspor modeli buna iyi bir örnekit. üst üste aldıkları
şampiyonlukların kadrolarını inceleyin. Diyarbakırspor´a Diyarbakır ruhu
gerek. Dieğr futbolcular beni bağışlasın onların şahsına diyecek bir
sözüm yok. Netice de onlar profesyonller ve aldıkları paraya bakalar.
İnşallah yeni yönetim başarılı olur ama pek sanmıyorum. Çünkü hiç bir
maddi kaynakları yok. Ortada iyi bir kadro yok. İyi transfer yok. Amatör
kümelerden futbolcu alacaklarına şilbe tesislerine gitsinler. Yada
Diyarbakırda´ki herhangi bir amatör takımın kadrosuna yeşil kırmızı
formayı giydirip saha çıkarsınlar daha başarılı olacakalardır. Gerisi
terane..Ne desek boş böyle geldi umarım böyle gitmez.
ORG :
www.diyarbakirspor.org NİN DURUŞUNU NASIL
BULUYORSUNUZ?SİZCE SANAL ORTAMDA OLUŞAN KUVVET TAKIMA FAYDA
SAĞLAMAYA YETER Mİ?İNTERNETİ BU KONUDA OLUŞUM ARACI OLARAK GÖRÜYOR
MUSUNUZ?
Z.K : Öncelikle sitenin kuruluşundan bugüne emeği geçen tüm
arkadaşlara bir Diyarbakırspor taraftarı olarak, Osman Akyıl bey
efendiye Umut Kardaş´a ( Kardaşların en güzeli) ve ismini
hatırlayamadığım ama beni bağışlamalarını istediğim tüm yönetici
arkadaşlara buradan sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. diyarhaber.org
her şeyden önce yaklaşık 3 yıldan beri takip ediyorum duruşuyla hiç
bir otoritenin değil sadece Diyarbakırspor taraftarının sitesi
olduğunu ıspatlamıştır. Bu çok önemli bir şey. Zaten taraftarın
değil de. Başkalarının kişsel emellerine hizmet eden bir site
olsaydı ben sitede yazı yazmazdım. İnternette oluşan kuvvet
elbetteki taraftarın doğru bir şekilde bilgilendirilmesi ve forum
sayfalarında özgürce kendilerin ifade edip bir araya gelmeleri
açısından çok önemli. Taraftar başka nerede sesini duyursun ki.
Gidip tribünde küfür mü etsin? Çok önemli bir yapılanma. Tekrar
emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Ben de her gün forumlara
katılıp yazılanları, taraftar görüşlerini okuyorum. Benim hakkımda
yazılanlar vardı. Bu gün fark ettim. Güzel şeyler bunlar.
ORG : BİZE VAKİT AYIRDĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDER
BUNDAN SONRA Kİ ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLERİZ..
Z.K : Bana bu imkanı sunduğunuz için ben size ve şahsınızda
tüm diyarhaber.org emekçilerine teşekkür ediyorum.
Diyarbakırspor sahipsiz kaldı ama taraftar buna göz yummayacak diye
düşünüyorum buradan da onlara sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
Diyarbakır sıcaklığıyla kalın.
Bu röportaj Diyarbakirspor.ORG döneminde yapılmıştır..