Yarın Van-Erciş
depremi olalı tam bir ay olacak. Ben de bu nedenle yeniden bölgedeyim.
Ama karşılaştığım manzara bir ay öncekinin daha da kötüsü.
İkinci
deprem Van´ı çok daha fena vurmuş. Ve ne ilginçtir ki Erciş´te
gördüğümüz fotoğrafın aynısı var. Yine kentin en zenginlerinin oturduğu,
en lüks ve en yeni apartmanların bulunduğu bölgesinde hasar çok büyük.
Önceki
gece uçaktan iner inmez otomobile atladığım gibi kenti dolaşmak ve
hasarı yerinde görmek istedim. Ve ilginç bir değişime tanık oldum.
Hava
yeni yeni kararıyordu. Keskin bir soğuk esinti insanın iliklerine
işlerken insanlar ellerinde ekmekleri, bulgurları acele adımlarla bir an
evvel kendilerini çadırlarına atmaya çalışıyorlardı.
Kentin her
yerine dağılmış olan mini çadırkentlerin bir bir ışıkları yanmaya,
iptidai bacalarından dumanlar tütmeye başlarken daha önce hiç görmediğim
bir değişime tanık olacağımın farkında değildim...
Havanın
kararmasıyla bir anda tüm hareket durdu. Caddelerde bir iki polis
aracından başka araç ve birkaç apartman görevlisinden başka insan
kalmadı.
SAKİN SESSİZLİK
İlk başlarda bu sessizlik ve sakinlik ürpertici değildi. Ta ki silah sesleri başlayıncaya kadar...
Birden
elli metre karşımdaki bir adam, elindeki silahı gökyüzüne kaldırıp
havaya ateş etmeye başladı. Yüreğim ağzımda atıyordu. Derken arka
mahallelerden ona yanıtlar gecikmedi.
Bir tür haberleşme gibiydi. İlk
anda adamın niyetini anlayamadığım için gerçekten ne yapacağımı
bilemedim. Dizlerim titrer halde önünden geçmek zorunda kaldım. Beni
görünce gülümsedi adam. Ben de ona gülümsedim.
Demek ki saldırgan gibi değildi. Açtım otomobilin penceresini. Selamlaşma faslının ardından neden havaya ateş ettiğini anlattı.
Meğerse
bu güvenliği sağlamak ve binaların yanına yağmacı-hırsız tayfasını
yaklaştırmamak için alınmış bir önlemmiş. Neredeyse her yarım saatte bir
havaya ateş ederek dosta düşmana varlığını haberdar ediyormuş.
Yarım saat sonra Van muhabirimiz Cemal Aşan ile birlikteydik. Ve o da bu havaya ateş açma olayından orada haberdar oldu.
BAŞKA BİR KENT
Tam dört saat Van sokaklarında
dolaştık. İki depremin vurduğu Van´da gece adeta başka bir kent
kuruluyor. İklim değişiyor bir anda. Bir afet filminin görüntülerini
çağrıştırıyor. Ama hiçbir film, gecenin hissettirdiklerini tam olarak
yansıtamaz. O yalnızlık, çaresizlik ve terk edilmişlik duygusunu
anlatmaya kelime bulmak zor.
Sokakların arasında silah seslerini
takip ederek geziyoruz. Arada bir polis devriyeleriyle karşı karşıya
kalıyoruz. Bu silah atma işinden onlar da mutsuz. İnsanların silahlarını
toplamaya çalışıyorlar.
2 Nisan Caddesi´nden uzaklaşıp daha tenha
semtlere gitmeye başlayınca ıssızlık daha da artıyor. Artık elektrikler
de kesik dolaştığımız yerlerde. Çok yaşlı bir bakkal amca tüplü
ışıldağını yakmış, dükkanındaki yoğurdu, peyniri çalınmasın diye
korumaya çalışıyor.
Az ötede aradığımız görüntüyü buluyoruz. Havaya
ateş eden biri var. Cemal çekmek için makinesine davranıyor, pili
bitmiş. O fotoğrafı çekmek bana nasip oluyor. Sonra yanına gidip
konuşuyoruz ateş eden abiyle.
SİGARALARI ÇALINMIŞ
Çok dertli. İki gün önce dükkânından dokuz bin liralık sigara vs. çalınmış. Kalanları korumak için çabalıyor.
Başka
kentlerden yağmaya gelenleri engellemek için polis canla başla
çabalıyor. Dün Van-Erciş karayoluna barikat kurdular ve gelenlerin
silahlarına el koyuyorlar, araçlarını inceliyorlar.
Van´da gün
ağarırken gece yaşananlar bir süreliğine şehri terk ediyor. Ama ne yazık
ki sokakları okula giden gülüşen çocuk sesleri doldurmuyor.
Onun yerine çadırlardan yükselen minik öksürük sesleri var.
Van üşüyor, bir kent ayakta kalmaya çalışıyor...
12 saat nöbetin bedeli 23 lira
2 Nisan Caddesi üzerinde bir kalabalığa denk geliyoruz. Amacımız
havaya ateş edenleri fotoğraflamak. Ancak bu kalabalık grupta silah yok.
Ellerinde sopalarla, yaktıkları ateşin çevresinde hırsız bekliyorlar.
Kimi
yıkılan işyerinin enkazına bakıp iç geçiriyor, kimi giremediği yarı
yıkılmış evine bakıp sıcak yatağını, yuvasını özlüyor.
İçlerindeki
en renkli sima Fevzi Amca. Fevzi Amca, arkada gördüğünüz büyük
apartmanın kapıcısıymış. Şimdi hasar yüksek olup içindekiler çadırlara
taşınınca bekçilik görevine transfer olmuş. Günde 23 liraya akşam
sekizden sabah sekize nöbet tutuyormuş.
En büyük sıkıntısı ise ne
soğuk ne de çadırda yaşamak. Onun en kızdığı şey, bölge esnafından
bazılarının fırsatçılığı. "Metresi 2 lira olan laylon bir gecede 15 lira
olur heç?" diye kızgınlığını dile getiriyor. Arkadaşları da onun kadar
kızgın.
Van merkezde açık kalmış birkaç lokantada bir kap yemeğin 5
liradan 15 liraya çıkmasına, ekmek fiyatının artmasına tepkililer. Bir
de ne ilginç ki çadır bulamamaktan, yardımların kendilerine
ulaşmamasından... Zaten yalan söylemedikleri, yaşadıkları inşaat
artıklarından yapılmış derme çatma çadırlardan belli. Üstelik bu
insanlar ücra bir köyde öbeğindeler!
´Bir aydır yıkanmadım!´
OKTAY Yıldırım gencecik bir resim öğretmeni. Ama o da "Ataması yapılamayan öğretmenler" kulübünün bir üyesi. "Bir aydır yıkanmadım ama biz iyi kötü idare ediyoruz, en büyük sıkıntıyı kadınlar ve çocuklar çekiyor. Kadınlar hijyenik sorunlarını çözmekte çok zorlanıyorlar. Mahallemize portatif tuvalet dün kuruldu, onun da içine sıvılarını koymamışlar açamadılar" diyor.